Türk Rock müziğinin
serseri grubu Apaşlar’ın temeli 1956 yılında gitarist Mehmet Soyarslan,
gitarist Yalçınkaya Tümay ve basçı Nedim Demirelli
tarafından
Şen Gençler ismi altında atıldı. Bu kadro ile tamamen amatörce çalışmalarla
uğraşan grup 1960’a kadar aynı kadroyla çalışmalarını devam ettirdikten
sonra gruba dahil olan davulcu Batur Pere ve Piyanist İlker Dalyan’ın da
katılımıyla gitarları elektrifiye edip belirli günlerde Caddebostan Gazinosu
ve Kervansaray Klüp gibi yerlerde rock’n’roll çalmaya başladılar. 1961
senesine doğru bazı elemanların gruptan ayrılması ile birlikte Kuartet-X
grubu ile birleşen Şen Gençler, Kuartet-X’ten davulcu Leon Habib, bas gitarist
Suat Matalon ve piyanist Ceki Kovo; Şen Gençler’den gitarist Mehmet Soyarslan,
gitarist Yalçınkaya Tümay ve solist Sadık Bütünley kadrosuyla Apaşlar ismi
altında ilk defa sahne almaya başladılar. Grubun adı dönemin ünlü grubu
Shadows’un Apache isimli çalışmasından geliyordu. Grubun elemanlarından
özellikle Mehmet Soyarslan’ın Shadows’a olan hayranlığı ve etkilenimi,
ileride varlığını 1967 ve 1968 yıllarında kendi imzasını taşıyan enstrümantal
parçalarda da gösterecekti.
1961 yılında katıldıkları Amatör Orkestralar Yarışması’nda Barış Manço ve Harmoniler’in ardından ikinci olan grup, 1963 yılında Mehmet Soyarslan’ın Almanya’ya yüksek öğrenim görmeye gitmesiyle 1966 yılına kadar Yalçınkaya Tümay’ın liderliğinde muhtelif kadrolarla devam etti. Soyarslan Almanya’dan döndükten sonra kadrosunu “daha özgün olma” ilkesi altında tekrar sağlamlaştıran grup, 1967 Subat’ında Cem Karaca ile tanıştı ve, vokalde Cem Karaca, davulda Timur Fildişi, basta Ahmet Tuzcuoğlu, gitarlarda Yalçınkaya Tümay ve Mehmet Soyarslan kadrosuyla Cem Karaca ve Apaşlar ilk kez kurulmuş oldu.
Bu kadronun profesyonel müzik hayatına ciddi anlamda ilk adımı 1967 Altın Mikrofon yarışması ile oldu. Emrah isimli çalışmasıyla Mavi Çocuklar’ın ardından ikinci olan grup, bu vesileyle hem ilk 45’liğini çıkardı hem de yarışma sonucu çıktığı Anadolu turnesi sayesinde ülke çapında yavaş yavaş tanınmaya başlandı.
Yarışmada
elde ettikleri başarı kendilerine plak şirketlerinin kapılarını da açtı
ve Sayan Plak’la mukavele imzalayan grup, Altın Mikrofon’dan sonra değişen
muhtelif kadrolarla 3 EP yaptı. Kendine özgün grup olma ilkesinden bu EP’lerde
de ödün vermeyen Apaşlar, daha sonra Altın Mikrofon yarışmasından beri
biriktirdiği para ile Almanya’ya gitme kararı aldı. Başlarına gelen ufak
bir dolandırılma olayından ötürü, 1967’nin sonları ve 1968’in başlarında
Almanya’da maddi sıkıntı içerisinde günler geçiren Apaşlar, burada geçimlerini
sağlayabilmek için bir süre Neckar’s Ulm isminde bir klüpte zoraki olarak
çalışmaya başladı. Almanya’daki bu zor günler gruptan bazı elemanların
ayrılmasına sebep olurken, 1968 yılının başlarına doğru Türkofon plak şirketinin
sahibi Yılmaz Asöcal’ın Mehmet Soyarslan’a getirdiği teklif, grubun Almanya
macerasını iyi bir finalle noktaladı. Türkofon plak şirketiyle anlaşan
grup, Almanya’da Ariola plak stüdyolarında Asöcal’ın kiraladığı Ferdy Klein
Orkestrası eşliğinde 67’nin sonlarından beri yapmayı planladıkları parçaları
seslendirdi ve bu parçalar, bir bölümü Almanya’da da yayınlanmak üzere
45’likler halinde Türkiye’de piyasaya sürüldü.
Grup,
Türkiye’ye dönüşünü muhteşem bir “Merhaba” konseri ile açtı. 1968 yılının
Mayıs ayında gitarlarda Mehmet Soyarslan ve Yalçınkaya Tümay, basta Faruk
Şereftuğ, davulda Leon Habib ve vokalde Cem Karaca kardosuyla verilen bu
konser, Apaşlar’ın 60’lı yıllarda Türkiye’de rock müzikle uğraşmış gruplar
içerisinde, sahne şovlarına ve görselliğe en çok önem vermiş olan grup
olduğunun en önemli belgelerindendir. Kostümünden dekoruna, sahne şovlarından
müzikaliteye kadar en ince ayrıntısına kadar özen gösterilerek hazırlanmış
bu konser, 1968 gibi günümüzün koşulları ile kıyaslandığı zaman çok kısıtlı
imkanları olan bir senede, müziğe karşı duyulan özveri ve samimiyetin neler
yapabileceğinin de açık bir delili ayrıca... Bu konserden Gökhan Aya’nın
bir Cem Karaca kitabı isimli çalışmasında şöyle bahsediliyor: “...Diğer
dekorlarla beraber arka planda büyük bir kurukafa resminin de bulunduğu
sahnede konser, Habib’in davul solosu ile başlamıştı. Sahne arkasından
bir ses “Tanrı ilk önce davulcuyu yarattı” diyordu. “Ardından onun yalnızlığını
görüp yanına bir basçı gönderdi” diyen sesi takiben Şereftuğ, Tümay ve
Soyarslan aynı mizansenle pelerinli kostümlerle sahnenin tepesinden salıncaklara
oturmuş şekilde enstrümanlarını çalar halde iniyorlardı...”
Grubun
merhaba konseri ve ardından piyasaya 45’likler serisi halinde sürülen Almanya
kayıtlarından sonra, 1968 yazında Yalçınkaya Tümay askere gitmek üzere
gruptan ayrıldı ve yine bu sıralarda grup, bas gitara Seyhan Karabay’ın
geçmesiyle gitarda Mehmet Soyarslan, vokalde Cem Karaca, basta Seyhan Karabay
ve davulda Leon Habib kadrosuyla dağılmadan önceki en son kadrosunu oluşturmuş
oldu. Bu kadroyla da kalitesini düşürmeden konser ve stüdyo çalışmalarına
devam eden grup, özellikle Almanya döneminde kaydettiği “Resimdeki Gözyaşları”
ile yurt çapında iyi bir ün sağlamış, başarılı konser ve iyi satan 45’likleriyle
Türk müzik piyasasında kendisine önemli bir yer edinmişti.
Bu sıralarda sol politika ile çok daha yakından ilgilenmeye başlayan Cem Karaca’nın bu görüşlerini yavaş yavaş sahneye taşıma isteği, grubun diğer beyni Mehmet Soyarslan’a çok ters geliyordu. Cem Karaca’nın kafasında daha doğulu bir kimlikle müzik yapma düşüncesi yatıyordu. Soyarslan doğu müziğine de en az batı müziği kadar açık bir insandı fakat Karaca’nın politik görüşleri, aralarında çok ciddi tartışmalara yol açıyordu. Bu tartışmalar grubu bir yerden sonra dağılmanın eşiğine getirmişti ki, 1969 yılında grubun Konya Ereğlisi’nde verdiği bir konser esnasında Karaca ve Soyarslan arasında yaşanan tatsız bir olay grubun dağılmasını körükledi.
Dönemin müzik dergi ve mecmualarında uzun süre konuşulan bu olayda iki müzisyen de birbirlerine bol miktarda göndermelerde bulunuyorlardı. Bir yandan Karaca Soyarslan’a “Batı hayranı, egoist”, “Sırtını şehrin elektrik cereyanına kaptırmış gitarist” tanımlamalarını yaparken Soyarslan da bu tanımlamalara “Egositlikle itham ediliyorum. Sanatçı egosuz olmaz, egosuz sanatçı kendisini ortaya çıkaracak gücü bulamaz.” şeklinde karşılık veriyordu. Bu konuya Gökhan Aya’nın kitabında şöyle değinilmiş:
“...Görülüyor
ki iki tarafın birbirine sarf ettiği bu sözler incir çekirdeğini doldurmayacak
bahaneden laflar. Bu ayrılığın asıl sebepleri Soyarslan ile Karaca arasındaki
(başta politik olmak üzere) genel fikir ayrılıkları ve “bir ipte iki cambaz
oynamaz” sözünün belirttiği grubun çift liderli konumuydu...”
Sonuçta bu iki müzisyen arasında süren bu karşılıklı atışmalar bir süre sonra grubun dağılmasına sebep oldu ve Apaşlar efsanesi 31 Ocak 1970 tarihinde plak şirketi ile olan sözleşmelerinin bitmesiyle sona erdi.
Yaptıkları müziğin kalitesi ve sahne şovları ile Apaşlar, şüphesiz 60’lı yılların en sağlam Türk Rock gruplarından birisiydi. Özellikle son dönemlerinde Mehmet Soyarslan’ın gitardaki ustalığı, sahnede gitarı dişleriyle ve sırtında çalması şeklinde yaptığı sahne şovları, grubun günümüze kadar gelen muhteşem 45’lik kayıtları, Cem Karaca’nın güçlü vokali ve Türk popüler müziğine kazandırdıkları ile Apaşlar, Türkiye’de 60’lı yıllarda günümüzden daha ileri düzeyde rock yapıldığının delili olarak Türk müzik tarihinde yerini almıştır.
Çağdaş Uyar