Türk
Rock müzik tarihinin “kardeş” grubu Üç Hürel, 1970 yazında Onur, Haldun
ve Feridun Hürel kardeşler tarafından kuruldu. Aslında söz konusu bu tarih,
grubun Üç Hürel ismi altında ilk olarak bir araya gelme tarihi olmakla
beraber, bu üç kardeşin müziğe beraberce ciddi anlamda başlamaları, 1966
civarlarına dayanıyor. 1947 Rize doğumlu Haldun Hürel, 1949 Trabzon doğumlu
Onur Hürel ve 1951 Trabzon doğumlu Feridun Hürel, çocukluk yıllarını Trabzon’da
geçirdikten sonra babalarının işi gereği İstanbul’a göç etmeleri ve Fatih
ilçesine taşınmalarından sonra, ortaokul lise sıralarında müzikle tanışırlar
ve bit pazarlarından buldukları müzik dergileri, radyo yayınları ve o dönemler
popüler olan müzik dolaplarının bulunduğu salonlar sayesinde gitgide tutku
halini alan müzik, Hürel kardeşlerin yaşamlarından bir parça oluverir.
60’lı yılların Türk popüler müzik piyasasında yeni kurulmuş olup da bir
yerlere gelmiş genç müzik gruplarına şöyle bir göz attığımızda, bu gruplardan
bazılarının elemanlarının maddi durumu iyi ailelerden gelmelerinden dolayı
gerek enstrüman alma, gerekse diğer imkanların sağlanması konusunda zorluk
çekmediklerini ve bu avantajlarını iyi değerlendirdiklerini görürüz. Fakat
pek varlıklı olmayan bir aileden gelen Hürel kardeşlerin müzik yapmaya
karar
verdikleri
ilk dönemler bu konuda yaşadıkları sıkıntılar grubun müzik tutkusu önünde
ciddi bir engel oluşturmuştu. Dönemin yabancı müzik parçalarını son derece
kısıtlı bir şekilde takip edebilme olanağına sahip bu üç gencin içindeki
müzik tutkusunu gören baba Murat Hürel’in birgün eve sınıf geçme hediyesi
olarak getirmiş olduğu gitar, kısa bir süre sonra da grubun gelecekte davulcusu
olacak olan Haldun Hürel’in ilk vurmalı çalgı olarak edindiği bezden trampet,
1966 senesinde Hürel kardeşlerin aralarına bir kişi daha alarak ilk grupları
olan İstanbul Dörtlüsü’nü kurmalarıyla sonuçlanır. Bu grupla çeşitli düğün
salonlarında amatörce konserler verip müzisyenliklerini ilerleten Hürellerin
bu dönemlerdeki en önemli girişimlerinden birisinin 1967 başlarında kurdukları
Oğuzlar isimli 5 kişilik bir grupla aynı sene Hürriyet’in düzenlediği Altın
Mikrofon yarışmasına katılmaları olduğu kesinlikle söylenebilir. 1960’ların
ikinci yarısında gerek birçok genç ve yetenekli müzisyenin kariyer sahibi
olmasında, gerekse sentez müzik kavramının gelişmesinde ülkemiz müzik piyasasında
tartışmasız çok önemli bir yeri olan bu yarışmaya katılmak isteyen grupların
sağlaması gereken ön koşul, yarışmaya tamamen kendilerine ait Türkçe sözlü
bir çalışma ile iştirak etmeleri gerekliliğiydi. Dönemin türkülerini,
popüler batı müziği ile sentezleyip icra eden müzisyenlerin jüri üyelerinden
diğerlerine göre şüphesiz daha çok artı puan aldıkları bu müsabakaya Zeki
Müren’in “Benim olsan sana verirdim ben canımı” adlı parçayı Twist formunda
yorumlayarak katılmış olan Oğuzlar’ın, dereceye girememiş olsalar bile,
seçtikleri parçadan anlaşıldığı üzere henüz daha o amatör dönemlerde bile
sentez ve yaratıcılık meselesinin üzerinde çalıştıkları anlaşılıyor.
1967
senesinin sonbaharında Hürel kardeşlerin yeni grubu olan Biraderler kurulur.
Hürel kardeşlerin bu grupla müzik piyasasına kendilerini her geçen gün
daha fazla kabul ettirmeye başladığı hem Fitaş Sineması, İstanbul Teknik
Üniversitesi salonu gibi daha çok kapasiteli ve ciddi mekanlarda konser
vermelerinden, hem de 1968 senesinin Şubat ayında dönemin Underground müziği
destekleyen en önemli müzik dergilerinden birisi olan hatta belki de en
önemlisi olan Diskotek’te Biraderler ile yapılmış bir röpörtaja yer verilmesinden
belli oluyor. Bu olayların gerçekleştiği sıralarda yaptıkları müziğin felsefe
ve yaşam tarzını hayata geçirmeye başlamış olan Feridun Hürel, saçlarını
ve sakallarını (çıktığı kadar) bir lise öğrencisine göre biraz fazla abartı
uzatarak okula gidip gelmesinden ve yaptığı diğer taşkınlıklardan ötürü
okulda hocalarından “yeyeci” (yeyeci- dönemin beat müziği fanatiklerine
Türkiye’de büyük bir ihtimalle Beatles’ın She Loves You Yeah Yeah Yeah
parçasından esinlenerek [Bkz. Bir Erkin Koray Kitabı; Gökhan Aya-Münir
Tireli, Ada Müzik Yayınları] takılmış olan isim) lakabı almakla kalmaz,
liseyi bitirmesine birkaç ay kala okuduğu Vefa Lisesi’nden atılır ve Pertevniyal
lisesine geçerek lise tahsilini orada tamamlar. Bu olaylar ilerlerken Biraderler
grubu çeşitli yerlerde konserler vermeye ve isimlerini gitgide daha fazla
duyurmaya devam ederler ve Diskotek dergisinin Mayıs ayında düzenlediği
yarışmada ikincilik alırlar. 1968 yazında üç kardeşin de lise tahsili sona
ermiştir ve Biraderler çalışmalarına tam gaz devam ederken Feridun Hürel’e
Selçuk Alagöz’ün orkestrasından gitaristlik teklifi gelir. Aslında Selçuk
Alagöz orkestrasının yaptığı müziğin Feridun Hürel’in hoşuna giden müzikal
anlayışa biraz ters düşmesine rağmen bu grupta çalmanın genç gitariste
hem maddi olarak hem de kariyer açısından sağlayacağı artılardan dolayı
Feridun Hürel Selçuk Alagöz’ün teklifini kabul eder ve Onur ve Haldun Biraderler’i
devam ettirirken Feridun da Selçuk Alagöz orkestrasında müziğe devam eder.
Alagöz’ün
orkestrasında çalışmanın Feridun Hürel’e yeni enstrüman almak gibi fırsatlar
getirmesinin yanında Hürel, bu orkestra ile Türkiye’nin dört bir yanına
turneye gider ve müzikal deneyimini daha genç bir lise mezunu iken daha
da sağlamlaştırır. Bu esnada Onur ve Haldun da boş durmaz ve Biraderler’le
büyük bir Anadolu Turnesini de içeren çeşitli konserler verirler ve kazandıkları
bir miktar para ile kendilerine yeni enstrümanlar edinirler. Bu olaylar
ilerlerken Selçuk Alagöz Orkestrasından basçı ve davulcunun ayrılması sonucunda
Onur ve Haldun Selçuk Alagöz orkestrasına girer ve üç kardeş yepyeni enstrümanlarıyla
tekrar bir arada çalmaya başlar.
Selçuk Alagöz orkestrası ile olan
beraberliklerini yaklaşık 6 ay sürdüren Hürel kardeşler bu süre sonucunda
kafalarındaki kendi ilkeleri ve anlayışlarıyla yoğrulmuş müzikal düşünceleri
gerçekleştirme gayesiyle orkestradan ayrılırlar ve 1970 senesinin yazında
ileriki tarihlerde ismi Anadolu Rock’ın efsanevi ismi olarak geçecek olan
“3 Hürel” grubunun temeli böylelikle atılmış olur.
3 Hürel kendine özgü grup olma ilkesini
ilk olarak enstrümanlarında göstermekte karar kılar ve böylelikle kendi
sazlarını kendileri yapma girişiminde bulunurlar. Grubun üç kişi olmasına
rağmen müziğinde bağlamaya yer verme isteği sonucunda Feridun Hürel, babasının
yardımı ile çift saplı saz-gitar adını verdiği elektrogitar ve elektrobağlamanın
tek gövde üzerinde yer aldığı ve Üç Hürel’in müzik piyasasında var olduğu
günden bu güne dek kullanacağı bu enstrümanın imalatını gerçekleştirir.
Söz konusu bu saz, Türkiye’de “Müzisyenin kişiliği ile özdeşleşmiş enstrüman”
meselesinde Erkin Koray’ın beyaz Gibson Les Paul Custom ’61’i ile birlikte
Türk rock’n’roll tarihinin en kişilikli enstrümanları arasında yerini almış
bir alettir. Saz-gitar’ın Fuzz ve Wah-Wah gibi pedallarla kullanıldığında
meydana gelen tonunun dönemin standart bir elektrogitarı ile karşılaştırıldığında
ortaya çıkan farkı, grubun Ömür Biter Yol Bitmez, Sevenler Ağlarmış ve
Gönül Sabreyle gibi parçalarından çok rahat anlaşılabilmektedir.
Saz-gitar’dan
bahsetmişken grubun davulcusu Haldun Hürel’in tamamen kendi fikri olan
davul takımına değinmemek haksızlık olur. Grubun ilk kurulduğu dönemlerde
Beyazıt’taki bakırcılar çarşısında yaptırmış olduğu çeşitli ebatlardaki
darbukaların da kullanımıyla hem alaturka, hem de batı popüler müziği sound’unun
bir kompozisyonunu elde ettiği bu davul takımı, plak kayıtlarında kendisini
en iyi Döner Dünya, Ağlarsa Anam Ağlar ve Sevenler Ağlarmış’da gösteriyor.
Görüldüğü gibi lise yıllarında maddi sıkıntılar
nedeniyle enstrüman almakta zorluk çekmiş bu üç kardeşin bu dezavantajı
avantaja çevirip kendi enstrümanlarını icat etmeleri, 60’lı ve 70’li yıllarda
grup müziği ile uğraşmış olan müzisyenlerin günümüzde bu misyonu üstlenenlere
göre çok daha büyük bir kişisel özveri ve samimiyetle çalıştıklarını gösteriyor.
Grubun kurulmasıyla birlikte ilk 45’lkleri
olan ..Ve Ölüm/Şeytan Bunun Neresinde dönemin Underground gruplarının plaklarını
basmasıyla ünlü olan plak şirketi Diskotür etiketiyle piyasaya sürülür.
Bu plağın piyasaya sürülmesinden kısa bir süre önce Aziz Azmet ile birlikte
çalışmaya başlamışlardır ve konserlerinde Aziz Azmet’e eşlik ederler. Bu
beraberlik 1971 Şubat’ına kadar sürer ve bu tarihte Aziz Azmet’ten ayrılıp
dönemin diğer bir önemli sesi Alpay ile birleşirler.
1971-74
arasını müzik piyasasına sağlam 45’likler kazandırarak geçiren Üç Hürel
tamamı Diskotür’den yayınlanmış 45’liklerindeki parçaların toplamaları
niteliğinde 1973 ve 74 senelerinde iki adet LP yayınlar ve bu LP’lerden
ilki Türkiye’nin ilk altın Long Play’i ödülünü alır. Üç Hürel bu 45’liklerin
yanısıra dönemin Alpay, Ersen gibi bazı ünlü şarkıcılarının 45’liklerinde
de çalarlar. (45’liklerin tam listesi için diskografiye bakınız).
Bu tarihler arasında piyasaya çıkan Üç Hürel 45’liklerinde hep kendilerine
özgü sound yakalama meselesine kafa yordukları plaklarına gayet iyi yansıyan
grubun bu dönemlere ait parçalarından Kara Yazı, Haram, Lazoğlu, Didaydom
gibi çalışmalarında Folk’a daha yakın bir sound dinlerken, Ağlarsa Anam
Ağlar, Ömür Biter Yol Bitmez, Gönül Sabreyle, Sevenler Ağlarmış gibi parçalarında
ise grup Anadolu Rock türündeki çalışmaları ile karşımıza çıkıyor. Üç Hürel’in
kendi şahsi görüşümce bu parçalar arasında en dikkat çekeni olan Sevenler
Ağlarmış isimli çalışmasının, grubun plaklara yansıyan diğer çalışmalara
göre çok daha sert ve cesur bir Anadolu Rock denemesi olduğunu söylemek
mümkün.Üç Hürel’i 70’li yıllarda verdiği konserleri dinleyebilme şansı
elde edememiş birisi olarak konserlerinde bu kadar sert çalıp çalmadıklarına
dair bir yorum getiremiyorum fakat Sevenler Ağlarmış’ın gerek Hard Rock’a
yakın sertlikte gitar tonları, gerekse şarkının finalinde yer alan yaklaşık
iki buçuk dakikalık gitar,saz ve
vurmalı
partisyonlarıyla dönemin cesurca piyasaya sürülmüş birkaç parçasından biri
olduğunu düşünüyorum. Tabi ki bu parçanın piysaya sürülmesi konusunda o
dönemlerde bu türde birçok parçanın piyasaya kazandırılmasında büyük emeği
geçen Diskotür plak şirketini de unutmamak gerek. Sevenler Ağlarmış 90’lı
yıllarda günümüzün yeni kuşak Anadolu Rock müzisyenlerinden Haluk Levent
tarafından da yeniden yorumlanmıştı fakat ne yazık ki bu yeni versiyonda
ne parçanın orjinalinin sonunda bulunan iki buçuk dakikalık enstrümantal
gitar ve saz partisyonlarına, ne özenle kaydedilmiş çift sesli gitarlara
ne de üst üste kaydedilmiş vurmalı ritmlerine ithafen herhangi bir müzikal
girişime rastlayabilmek mümkün değil.
1974 senesinde Feridun Hürel, kapağında
Üç Hürel’in genel sound’undan biraz farklı olarak seslenmek amacıyla yaptığını
belirttiği solo 45’liği Bir sevmek bin defa ölmek demekmiş/Üzülmeye değmez
hayat’ı yapar. Bu 45’liğin ardından tekrar grup olarak iki 45’lik daha
kaydedilir ve sene 1975’e geldiğinde Onur Hürel kısa dönem askerliğini
yapmak üzere gruptan ayrılır ve grup 5 aylığına müziğe ara verir. Onur’un
askerden dönmesinden sonra 1976 senesinde Üç Hürel’in son 45’liği Boştur
Boş/Ben Geçerim Gönül Geçmez yayınlanır. Boştur Boş, 1970-74 arasındaki
Üç Hürel’e kıyasla performans eksikliğinin biraz daha düşük olduğu hissedilen
bir Ömer Hayyam dörtlüğü bestesidir.
1977 senesinde Haldun ve Feridun’un askerlik
vakti gelmiştir ve bu sefer müziğe iki sene ara veren grup bu iki kardeş
askerden döndükten sonra müzik piyasasını bıraktıkları gibi bulamayan grup
bir de Feridun ve Haldun askerdeyken anneleri ve diğer iki akrabalarını
vahim bir trafik kazasında kaybetmeleri sonucunda müziği bırakmaya karar
verirler. Aslında müziği bırakan Onur ve Haldun’dur çünkü ikisi de evlilik
hazırlığı içerisindedir fakat Feridun Hürel çareyi bir başka dünyaya “İngiltere”ye
açılmakta bulur ve müzik çalışmalarına orada devam etmeye karar verir.
İngiltere’de
bir sene geçiren Feridun Hürel yaptığı müzikten ötürü oldukça ilgi görmesine
rağmen bambaşka bir ülke ve kültüre bir türlü ısınamamanın getirdiği zorluklar
nedeniyle geçirdiği psikolojik rahatsızlıklar dolayısıyla 1981 senesinde
ülkeye döner ve müziği bırakır.
Grubun dağılmasıyla diğer iki kardeşten
Onur öğretmenlik yapar ve kısa bir süre de özel sektörde çalışır. Müzikal
alanda Tülay ile çıktığı Balkan ülkeleri turnesi dışında başka bir faaliyeti
olmayan Haldun ise daha sonraki yıllarda seramik ve tekstil sektöründe
iş yaşamına devam eder. İngiltere’den döndükten sonra reklamcılık işine
giren Feridun Hürel ise bu sektörde başarılı olur ve bu mesleği günümüze
kadar sürdürür. 1996 senesinde Efsane Yeniden albümüyle artık profesyonel
olmasalar da müzik hayatına geri dönüş yapan Üç Hürel’den Feridun şu anda
reklamcı ve Marmara Üniversitesinde öğretim görevlisi, Haldun Marmara Üniversitesi
ve Akademi İstanbul’da öğretim görevlisi, Onur ise eğitimci olarak profesyonel
yaşamını sürdürmektedir. 1999 senesinde son albümleri 1953 Hürel’i yapan
Hürel kardeşler, umarız daha uzun süreler Türk Rock müzik dünyasında
“Eğlence için değil, dinlence için müzik” ilkesinden ödün vermeyip yeni
nesillere örnek olurlar...
Çağdaş Uyar